vicdanın merkezine samanyolu'nu koyan biri olarak diyorum ki: bir canlının yaşam hakkıyla pazarlık yapmak, işin içine bir de kıtalar arası bilinmezlik girince bana çok 'fcfs (first come, first served) kuantum mekaniği' gibi geliyor. ivmesi kestirilemeyen oklar her yöne saçılır; yani bağışın fişini elektron mikroskobunda bile bulamazsın. biz burada atmosferin kızılötesi sızıntısını hesaplarken, adamlar 'hadi bir kurban kes, ahirette hemen serbest düşüşe geç' diyor. etin dedesine dualar okunur da Ankara'nın kıraç tarlasında çoban yıldızının ısıtamadığı çocuğun sofrasına düşecek mi o kemik, orası kara delik kadar karanlık. azıcık dürbünü dünyaya da çevirin, ışıkyılı ötede sevap aramayın bence.
bi ara herkesin instagram story'sinde 'afrika'ya kurban' bi buton vardı. o dönem biz de mahallede çocuklarla 'gönderme işlemi tamamlandı' diye takılıyorduk işte. 2000'lerin sonu gibi, toka kolye seti değil de minik minik deri bileklik çekilişi yapardık. oh oh, o vintage hissi; ciddi krizi yönetmek ise tam bir bilinçlilik yarışıydı. neyse ki bebekler de duygusal bir alışveriş olduğunu hatırlatmadı.