• bugün (94)
/ 4  
  • 24 entry
  • 20 başlık

bilgisever

birinci nesil normal 13 ocak 2026
  • erkekleri etkilemenin en garanti yolu
    kızlar boşuna kendinizi paralamayın, öyle kuantum fiziği bilmenize ya da defileden fırlamış gibi gezmenize hiç gerek yok. adamın anlattığı o aşırı sıkıcı askerlik anılarını ya da halı saha maceralarını dinlerken gözlerinin içine bakıp hayranmış gibi yapmanız yetiyor da artıyor bile. biz kafamızda kırk tane tilkiyi dolaştırırken onlar sadece akşam ne yiyeceğini düşünüyor, bu basitliği kabullendiğiniz an olay çözülüyor zaten.

    yapmanız gereken tek şey birazcık egolarını şişirmek ve sanki dünyanın en zeki insanı oymuş gibi davranmak. inanın bana, o sert ve cool duruşlarının altında hepsi pohpohlanmayı bekleyen küçük bir çocuk barındırıyor. strateji yapıp yorulmanıza, entrika çevirmenize falan lüzum yok; karnını doyurup sırtını pışpışlayın, gerisi çorap söküğü gibi gelir.
  • sivilce lekesini silgi gibi silen serum
    kızlar valla bu serum işi tamamen bir kumara döndü, artık cildime ne sürdüğümü ben bile şaşırdım. o çok övülen şişesi minnacık ama fiyatı devasa serumları alıp sabah akşam yüzümü ovalıyorum, hani o bebek poposu gibi cilt vaatleri nerede? aynaya bakıyorum leke hala orada, bana pis pis sırıtıyor resmen. bir de o yapış yapış hissi yok mu, sanki yüzümü reçelle yıkamışım gibi bütün gün gerim gerim geriliyorum.

    influencer bacılarımız iki günde yok etti diye yeminler ediyor ama bence onlar filtre güzeli, biz de sazan gibi atlıyoruz. yok c vitamini, yok arbutin derken ev küçük çaplı kimya laboratuvarına döndü ayol. o kadar para döküyoruz bari bir işe yarasa, leke gitmediği gibi bir de cüzdandaki delik büyüyor. sabır sabır nereye kadar, benim cildim inatçı keçi çıktı, ne sürsem bana mısın demiyor.
  • evdeki tek sesin buzdolabı motoru olması
    kızlar durum o kadar vahim ki az önce sırf birisi bana insan muamelesi yapsın diye telekom şirketini arayıp paket tarifi sordum. buzdolabının o garip zırıltısı bile bana serenat gibi gelmeye başladı, yakında gidip ona sarılıp ağlayacağım diye korkuyorum. allah kimseyi bu kadar yoklukla ve sessizlikle sınamasın, resmen duvarlarla bakışıyoruz.
  • aldatılma sonrası girilen o müthiş aydınlanma
    mit veya cia yanımda stajyer kalır, adamın yedi sene önceki market alışverişinin fişini bile bulacak potansiyele tam üç saniyede ulaştım. bu konunun ordinaryüsü olarak söylüyorum, yediğimiz boynuz değil aslında beynimize takılan turbo çiptir kızlar.
  • baking
    yüzünüze un kurabiyesi muamelesi yapmadan sokağa çıkıyorsanız lütfen ben makyaj biliyorum diye gezmeyin ortalıkta. o transparan pudra göz altlarında en az on dakika pişecek ki o kapatıcı beton gibi donsun, yoksa ilk mimikte fay hattı gibi çatlayan kapatıcı manzarasıyla karşılaşırsınız tatlım. bunu yapmayana biz amatör diyoruz, üzgünüm.

    (bkz: suratına iki kilo pudra süren kız)
  • merkür retrosunda eski sevgiliye mesaj atmak
    evrenin sana gönderdiği kozmik bir sınav bu tatlım, o telefonu yavaşça yere bırak ve kendine acilen bir detoks çayı demle. yıldızlar bile "yapma yanarsın" diye bağırırken senin bu cesaretin takdire şayan doğrusu.
    (bkz: exten next olmaz)
  • yalandan özgüvenle ortamın içinden geçmek
    kızlar toplanın size hayatın bug'ını anlatıyorum. olayın özü tamamen oscarlık bir performansta yatıyor. sen içinden "ay şimdi bayılcam galiba" diye kriz geçirirken, dışarıdan dünya yansa umrumda değil vibe'ı vereceksin. bu işin ordinaryüsü olarak söylüyorum; o omuzlar düşmeyecek, o çene hep yukarıda. en kötü ihtimalle eve gidince makyajı silerken yastığı ısırıp ağlarız ama o masada kraliçe biziz, o toksik eril enerjiye asla renk vermiyoruz.

    (bkz: ferhunde gibi gülüp hürrem gibi bakmak)
  • flört döneminde story beğenip mesaj atmayan erkek
    kızlar bakın bu konuda artık doktora tezimi verdim, dinleyin ablanızı. bu tür organizmaların tek amacı, siz tam unuttum derken "ben buradayım ama tam da orada değilim" sinyali çakmaktır. o alev attığı story'nize kanıp sakın cevap yazmayın, bu bir breadcrumbing taktiğidir, bu bir tuzaktır. o like butonuna basan parmak lütfedip klavyeye gidemiyorsa, o telefonu yavaşça yere bırak ve topukların popona vura vura kaç.

    (bkz: sessizce uzaklaşılması gereken tipler)
  • ilk buluşmada takma kirpik takan kadın
    cesaretine hayran kaldığım, o gözü karalığa şapka çıkardığım hemcinsimdir. ayol o yapıştırıcının ortamın gerginliğinden terleyip kendini saldığını, adam sana tam romantik bir şeyler fısıldarken o kirpiğin bağımsızlığını ilan edip yanağına doğru yavaşça süzüldüğünü düşünsene. resmen intihar komandosu gibi gitmektir o buluşmaya, büyük risk valla.

    kızım yapmayın etmeyin, sürün şöyle örümcek bacağı efekti vermeyen, tek tek ayıran kaliteli bir maskaranızı, bakışlarınızla dövün adamı. ne gerek var göz kapağında ağırlık yapan plastik parçasıyla rezil olma ihtimaline. azıcık kendinize güveniniz olsun, boyayı badanayı yapın ama parça tesirli olmasın.

    (bkz: erkeklerin takma kirpikten anlamaması)
  • cilt bariyerini yok edip cam gibi oldum sanmak
    kızlar şimdi dürüst olalım, o koreli ablaların genetiğini kozmetik şişesinde satın alabileceğimizi sandığımız gün kaybettik biz. sabah c vitamini, akşam retinol, araya sıkıştırılan ne idüğü belirsiz salyangoz özleri derken suratımız resmen kimya laboratuvarına döndü. geçen gün parlayacağım diye sürdüğüm asitlerden sonra yüzüm ayna gibi olmadı ama bildiğin acı biber sürülmüş gibi yandı, biz buna güzellik bedeli diyoruz ama dermatologlar buna muhtemelen delilik diyor.

    o kadar para döküp sonunda kıpkırmızı ve gergin bir suratla gezmek de bizim kaderimizmiş, yine de o serum indirime girince stoklamayan bizden değildir.

    (bkz: niacinamide ile aşk nefret ilişkisi)
  • ilk buluşmada hesabı alman usulü ödemek
    medeniyet ile cimrilik arasındaki o ince çizgide yürümektir. karşı taraf nezaketen elim cüzdana gitsin şovu yaparken bunu ciddiye alıp "harika fikir, 375 tl senin payın" derseniz o ilişki başlamadan biter. romantizmin değil ama ekonominin can çekiştiği şu günlerde aslında en mantıklı harekettir, yine de anadolu irfanı buna henüz hazır değil.
    (bkz: bir daha görüşülmeyecek flört)
  • istanbul büyükşehir belediyesi
    son dönemde metrolara verdiği ağırlıkla kalbimi kazanan belediye. özellikle mobil uygulaması şehir hayatında gerçekten hayat kurtarıyor.
  • ilişkiyi kafada bitirip resmiyette sürdürmek
    korkaklığın konfor alanıyla birleştiği o muazzam nokta. hani işten istifa edeceksinizdir ama yeni işi garantilemeden, içerideki tazminatı yakmadan çıkmak yemez, o arada patrona sahte gülücükler atarsınız ya; heh işte tam olarak o hissin ikili ilişki versiyonudur bu.

    karşı taraf size "aşkım yazın kaş'a gidelim mi?" diye sorarken siz iç sesinizle "yaza kadar ben çoktan engeli basmış olurum ama neyse şimdilik he diyelim" modundasınızdır. bu evrede vicdan azabı ile aman tadımız kaçmasın ali rıza bey mottosu arasında mekik dokunur. genelde terk edilen taraf "her şey çok güzeldi birden ne oldu?" diye şoka girerken, terk eden taraf aslında o ayrılık konuşmasını duşta kendi kendine yaptığı provalarla 3 ay önce tamamlamıştır.

    (bkz: sessiz istifa)
  • plaza türkçesi konuşan beyaz yakalı
    sabahın köründe elinde karton kahveyle asansör beklerken "bugünkü meetingi ne zaman set edelim canım ya?" diye soran, türkçeyi katletmeyi bir statü göstergesi sanan canlı türü. ağızlarından çıkan her üç kelimeden beşi ingilizcedir ama sorsan ingilizce seviyeleri pre intermediate seviyesini geçmez. duyduğumda en çok irrite olduğum kelime kesinlikle assign etmek. sanki çok mühim bir görev dağıtımı yapıyor, alt tarafı fotokopi çektirecek.

    bunların doğal yaşam alanları maslak-levent hattıdır. öğle aralarında sağlıklı beslenmek adına kinoa salatası kemirirler ama akşam mesaiye kalınca (ki buna overtime derler) gömülen lahmacunların haddi hesabı yoktur. sürekli bir "deadline" stresi, bir "schedule" karmaşası içindedirler. sanırsın atomu parçalıyorlar, halbuki bütün gün yaptıkları excelde hücre boyamak ve cc'ye müdürü ekleyip pasif agresif mailler atmak.

    (bkz: mavi yakalıların samimiyeti)
  • flört döneminde ghosting
    modern zamanların en büyük vebası, bir nevi iletişim özürlülüğü nişanesi. tam her şey güzel gidiyor derken karşı tarafın bir anda ortadan kaybolması durumu. hayır, insan gibi istemiyorum desen kimse seni yemez ama işte o cesaret kimsede yok. geride kalan kişi ise acaba ne yanlış yaptım diye kendini yer bitirir.
    (bkz: karaktersizlik)
  • flört döneminde atılan o ilk story beğenisi
    modern zamanların görücü usulü temasının ilk adımıdır. "seni takipteyim ama dm'den yürüyecek kadar da düşmedim henüz" mesajı verir alt metinde. stratejik bir hamledir; dozunu kaçırıp tüm öne çıkanları beğenirseniz sapık damgası yersiniz, hiç beğenmezseniz "bu ne burnu büyüklük" denir. o dengeyi tutturmak atomu parçalamaktan zor bazen. (bkz: modern flörtün sefilliği)
  • flörtün storylerini sessize almak
    ilginin bittiğini değil, tam aksine maruz kalınan 'cool görünme çabası' doz aşımından bünyeyi koruma isteğini gösteren eylemdir. zira günde on beş tane kahve bardağı, araba direksiyonu ya da spor salonu aynası görmek, en sağlam aşkı bile zedeler. sessize alırsın, akşam yatmadan önce topluca hızlı hızlı geçer, vicdanını rahatlatırsın. modern çağın en sinsi ama en etkili 'kafam rahat etsin' taktiklerinden biridir. (bkz: ghosting öncesi son durak)
  • linkedin deki yapmacık samimiyet
    insanın içini bayan, samimiyetsizliğin kitabının yeniden yazıldığı durumdur. herkes birbirini 'inspire' ediyor, herkes inanılmaz 'humbled' ve 'honored'. yahu alt tarafı iş değiştirdin, sanki dünyayı kurtardın sanacağız. o kadar yapay bir mutluluk ve başarı havası var ki, insanın girip 'kral çıplak' diye bağırası geliyor. bir de o hikayeyi anlatıp en sonuna 'agree?' yazmıyorlar mı, işte o an her şeyi bırakıp köye yerleşme isteği tavan yapıyor. (bkz: beyaz yakalı dramları)
  • manitanın sadece elini story atmak
    ilişkinin hala deneme sürümünde olduğunun en net kanıtıdır. hani 'sevgiliyiz ama tam da değiliz, daha iyisi gelirse bu eli sansürlerim' alt metnini taşır. o elin kime ait olduğu netleşene kadar dm kutusu asla kilitlenmez, opsiyonlar her daim masada tutulur. (bkz: keep in touch)
  • beyaz yakalı plaza dili
    toplantı set edelim, bu task'ı sana assign ettim, deadline'ı push edelim diye diye türkçeyi katleden güruhun ana dili. (bkz: ağzının ortasına kürekle vurma isteği) sabah simit ayran gömüp öğlen 'meeting'de brainstorm yapıyoruz' triplerine giren tipleri gördükçe insan hayattan soğuyor. yapmayın arkadaşlar, alt tarafı excel tablosu dolduruyorsunuz, nasa'ya roket fırlatmıyorsunuz.
  • beyaz yaka plaza dili
    toplantı set etmek, task assign etmek, feedback vermek derken türkçe'yi katleden güruhun ana dili. hayır işin garibi, o kadar havalı terimler havada uçuşuyor ama günün sonunda yapılan iş excel tablosuna renkli kutucuk doldurmaktan ibaret. bi salın kardeşim şu dili, valla bak. (bkz: kurumsal hayattan soğuma nedenleri)
  • medik8
    ingiliz menşeli, profesyonel medikal kozmetik markası. türkiye'de son zamanlarda adı daha sık duyulmaya başlasa da, genellikle o biraz "tuzlu" güzellik merkezlerinin ve dermatologların gizli silahı kıvamında bir marka.

    açıkçası en hassas ciltlerde bile etkili olma konusunda iddiaları çok büyüktü.ben de cildi her şeye tepki veren bir "acıların çocuğu" olarak bu iddiaya başta şüpheyle yaklaşmıştım ama (bkz: calmwise soothing cleanser) ürünüyle tanıştıktan sonra markaya kefil oldum. cildi yormadan, o kronik kızarıklığı ve gerginliği alıp götürmesi benim için devrim niteliğinde.
  • glow up 2026 hedefleri
    bu yıl için kendime verdiğim sözler, aslında 'hayatı kaçırmama' rehberim.

    öncelikle o telefonu elimden bırakıp doom scrolling denen şu dipsiz kuyudan çıkıyorum artık. onun yerine her hafta en az bir kere kendimi dışarı atıp ter atacağım; ister tırmanış duvarında (boulder) maymunluk yapayım, ister hiç bilmediğim bir pilates dersinde rezil olayım, fark etmez. maksat hareket olsun. hafta sonları ise evde pijamayla pineklemek yerine küçük rotalar çizip, yeni bir dağ manzarasına bakıp 'vay be' demek ya da denizin soğuk suyunda ayılmak istiyorum.

    zihnim de boş durmasın; şu almanca b1 meselesini bu sene rafa değil, hayatın içine kaldırıyorum. yanına bir de ya piyano tuşlarını ya da voleybolun o bitmeyen enerjisini ekleyeceğim. gelecek kaygısını da sadece dert yanarak değil, artık bir yerden yatırım yapmaya başlayarak çözeceğim.

    iş yerinde 'canını dişine takıp burnout olma' devri kapandı. insanlarla aradaki dengeyi kurup, kendimi yıpratmadan gelişmenin bir yolunu bulacağım. akşam eve geldiğimde de dijital gürültüden kaçıp; örgüyle mi uğraşırım, resim mi yaparım bilmem ama ellerimle bir şeyler üretmenin o meditatif haline döneceğim. tüm bu süreci de eski usul bir ajandaya tek tek not düşüp, yeni insanlar tanıyıp hikayemi büyüteceğim.

    kısacası bu yıl; daha az ekran, daha çok insan ve bolca keşif yılı olsun.
  • en iyi renkli lip balm
    Bu işin sultanı bence Clinique black honey lip balmı.