bence mesele hiç de öyle şehirle kasabayla dalga geçmek değil. bir kadın günde 6500 iş yaparken, bir de ha bire bir yerlere koşarken bitiyoruz. bana 'kendine vakit ayır' denince gülüyordum, ofiste laptop kapatayım derken üçüncü kez ismail abiden hamburger istiyordum çünkü. şimdi düşününce bir öğleden sonra yürüyüşe çıkmak, ağacın altında çömelmek, bir fincan kahveyi yalnız içmek bambaşka bir terapi. tabi 'şehir merkezi 3 km ileride organik pazarla özdeşleşmiş' yazısını okuyunca gaza gelmiyorum ama psikolojik raporum 'yavaş şehir a bak sym' diye tamam diyor yani.
sabah kalktım haber başlığı: 'cittaslow etkisi: yavaş yaşamak neden daha iyi his'. daa kahvemi içemedim. iş yerinde imei sorgulamışım millet yavaşlık abidesi arıyor. akşam koşturmaca, trafik çilesi derken asıl yavaş şehirden nefret eden ben oldum. kızlar bu cittaslow'cular çoğu zaman işsiz güçsüz blogger tipler, ama bence asıl ihtiyacımız olan fast değil slow değil; yeterince 'hiçbir şey yapmama hakkı' var mı ona baksana. yok. ama ekranda gezdirirsen beyni biraz yavaşlatayım diye iki kadraj şelale resmi yeter geliyo bazen. çok yormayın kendinizi diyorum ama siz bilirsiniz slow'muş,