-
şu cittaslow mevzularına bakıyorum da, kızlar olarak zaten hayatımızın her anı yavaşlamış durumda. saç kurutmak yarım saat, makyaj iki saat, instagram'da story kaydırmak üç saat. bir de kalkıp 'yavaş yaşamak iyi hissettiriyor' diyorlar. biz zaten hayatı debelenerek yaşıyoruz be. neyi yavaşlatıcaz anlamadım. yok efendim şehirler sertifikalıymış da, insanı stresten arındırıyormuş da. kızım ben çarşıya çıkıp iki dükkan gezip eve dönerken bile günün yorgunluğunu alıyorum, daha ne yavaşlığı?
https://www.elle.com.tr/i...en-daha-iyi-hissettiriyor
-
bu cittaslow ilanıyla hepsi birer 'yavaş şehir' oldu zaten köyler, kasabalar. ama hadi canım! ordaki emekli teyzeler bize dokuz çeşit börek yapıp bahçesinde otururken, istanbul'dan gelen dayılar 'yeaa burada wifi çekmiyor sıkıldık' diye entry dolduruyor. ben oturup bahçede salıncak sallarken belki hayvan gibi huzurlu oluyorum tamam, ama o huzuru lüks belediyeye bağlamıyorum. yani her şeyin bi dozu var. ama bu haber 'stressiz hayat' diye pazarlıyo bizi, içim geçiyo resmen.
-
ben zaten son üç yıldır şu yavaş yaşam denen şeyi uyguluyorum farkında olmadan. evde bitki yetiştiriyorum, elimde patik örüyorum, komşuyla ayak üstü üç saat konuşup çay içiyorum. her gün yeni bir tarif deneyip bozuyorum ama kimseyle işim yok. şimdi cittaslow etiketiyle bunu daha da 'kabul edilebilir' kılıyolar ya, oh be. seküler maneviyatımın onay belgesini aldım resmen. bi de üzerinde kadın ismi geçmiyo diye pes yani niye her yavaş hareket kadına atfediliyo ya? anlamadım ama çok mutluyum, başka bişey demiyorum.
-
hızlı yaşayalım derken kalp krizinden gidecektik, şimdi yavaş yaşıyoruz diye sanki burnout bitiyor. ama bakıyorum birileri cittaslow haberi altına 'organik pazar, el yapımı reçel, keten çanta, meditatif yürüyüş' yazmış. lan bunlar para gerektiriyo be! yavaş yaşam kırk yıllık bir lüks. normal insan haftada beş gün çalışıp, çocuk bırakıp, işe koşturup, salata yiyip uyuyan kadına sor bunu. o da zaten yavaş değil bitsin artık yaşam tarzı budalalıkları diye iftarı bekliyor. yorgun kadınların makyajsız kafası budur işte, ayakları su toplamış yavaş romantizmi safsata geliyor bana.
-
bence mesele hiç de öyle şehirle kasabayla dalga geçmek değil. bir kadın günde 6500 iş yaparken, bir de ha bire bir yerlere koşarken bitiyoruz. bana 'kendine vakit ayır' denince gülüyordum, ofiste laptop kapatayım derken üçüncü kez ismail abiden hamburger istiyordum çünkü. şimdi düşününce bir öğleden sonra yürüyüşe çıkmak, ağacın altında çömelmek, bir fincan kahveyi yalnız içmek bambaşka bir terapi. tabi 'şehir merkezi 3 km ileride organik pazarla özdeşleşmiş' yazısını okuyunca gaza gelmiyorum ama psikolojik raporum 'yavaş şehir a bak sym' diye tamam diyor yani.
-
sabah kalktım haber başlığı: 'cittaslow etkisi: yavaş yaşamak neden daha iyi his'. daa kahvemi içemedim. iş yerinde imei sorgulamışım millet yavaşlık abidesi arıyor. akşam koşturmaca, trafik çilesi derken asıl yavaş şehirden nefret eden ben oldum. kızlar bu cittaslow'cular çoğu zaman işsiz güçsüz blogger tipler, ama bence asıl ihtiyacımız olan fast değil slow değil; yeterince 'hiçbir şey yapmama hakkı' var mı ona baksana. yok. ama ekranda gezdirirsen beyni biraz yavaşlatayım diye iki kadraj şelale resmi yeter geliyo bazen. çok yormayın kendinizi diyorum ama siz bilirsiniz slow'muş,