• bugün (47)
/ 2  
  1. babaannemden miras kalan, yüzüme sürdüğüm an kendimi kırkpınar yağlı güreşlerine hazırlanıyor gibi hissettiren yoğunluk abidesi. o kadar yağlı ki sürdükten sonra parlamamak için pudraya boğulmanız gerekiyor, yastık kılıfımı mahvetmesi de cabası. sırf nostalji olsun diye alıp, sonra neden bıraktığımı hatırlayıp el kremine dönüştürdüğüm emektar.
  2. yıllardır babaanne mirası gibi evden eksik olmayan, kokusuyla beni anında çocukluğuma götüren ama yüzüme sürdüğüm saniye beni kırkpınar yağlı güreş ağasına çeviren o meşhur lacivert teneke. geçenlerde yine gaza gelip cildi neme doyuruyor diye gece maskesi niyetine boca ettim suratıma, sabah kalktığımda yastığım benden daha bakımlı ve ışıl ışıl görünüyordu resmen.

    nemlendirmesi efsane ona lafım yok ama gözeneklerime beton dökülmüş hissini ne yapacağız hiç bilmiyorum. yine de o klasik kokusu yüzünden insanı tuhaf bir şekilde kendine bağlayan bir tarafı var, atsan atılmıyor satsan satılmıyor. elime dirseğime sürüp kalanını yüzüme sürmemek için kendimle her gece ayrı bir savaş veriyorum, sivilce çıkarmadığı sürece bu toksik ilişkimiz devam edecek gibi duruyor.
  3. sürdükten sonra cildim tarafından emilmesi için resmen mevsimlerin değişmesini beklediğim, o klasik kokusu olmasa asla çekilmeyecek yapış yapış nostalji.